BDPS Sorular ve Cevaplar

BORCA DAYALI PARA SİSTEMİ (BDPS)

Nedir Ne Değildir

Sorular ve Cevaplar

 

BDPS Nedir?

 

BDPS, ‘Borca Dayalı Para Sistemi’ ifadesinin kısaltılmış halidir. İçinde bulunduğumuz para kredi sistemini sonuçları ile birlikte ifade eder.

 

Burada, sistemin tamamen faize dayalı olduğunu anlatmak için ‘Borca Dayalı…’ ifadesini kullanmayı tercih ediyorum. Bu tercihimin iki gerekçesi var. Birincisi, mevcut finansal yapıda her borç zaten faiz taşır. Dolayısıyla mevcut finansal yapıda borç ifadesi faiz ifadesini çağrıştırır. İkincisi, ola ki faiz oranları sıfır oldu (günümüzde örnekleri var) ya da faize faiz denmiyor (nema, kâr payı gibi), o takdirde de yapılan işlemler itibarıyla faizin hala hüküm sürdüğüne işaret edebilmekteyiz.

 

BDPS, içinde bulunduğumuz Batı merkezli para-kredi sisteminin şu an itibarıyla ulaşabildiği son noktayı ifade eder. Ancak bilinmelidir ki bu bir süreçtir ve gelişimi, değişimi devam etmektedir. Bu gelişim ve değişim, ülkedeki mevzuatın değişim ve gelişimidir! Ancak hayatımızdaki her şeyi etkilemektedir. Parayla, maliyetle ölçülen her şey, BDPS’nin içerisindedir.

 

BDPS ana hatları ile nasıl çalışıyor?

 

Ülkemizde paranın piyasaya girişi iki aşamada olmaktadır. Birinci aşamada, merkez bankası parayı basıp borç olarak (faiz karşılığında) bankalara vermektedir. Bunu birinci şekilde olduğu gibi gösteriyoruz. Merkez bankası piyasaya M kadar para veriyor. Bunu faiziyle geriye istiyor. Başlangıç noktasını düşünürsek; M veriyor ve geriye Mx(1+i)n istiyor! Bu matematiksel olarak mümkün değildir. Çünkü her zaman geri istenen miktar, verilen miktardan daha büyüktür [M < M(1+i)n]. Bu da bütün işlemleri sürekli olarak sistemin kölesi haline dönüştürür. Neticede böylelikle, sürekli bir borç-faiz-borç sarmalı içerisine düşülmüş olunur.

 

BDPS_06042016

 

İkinci aşamada, bankalar kendilerinde var olmayan parayı havadan ‘yaratarak’ piyasaya borç diye (faiz karşılığında) vermektedir. Bankalar bunu ülkelere göre değişik mevzuatlarla yapmaktadırlar. Merkez bankasının sisteme verdiği parayı k kadar artırmaktadırlar.

Okumaya devam et

YAŞAM TARZI ÜRETİM TARZI

Bizim Yaşam Tarzımız, Küresel Elitlerin Üretim Tarzıdır!

134674“Yaşam tarzına müdahale” ifadesini çok sık duyuyoruz. Bu ifade ülkemizde genellikle şu çerçevede algılanıyor; özgürlüklerin kısıtlanması, neyin nasıl yapılacağının dikte ettirilmesi, nasıl giyinileceğinin, nasıl yenilip içileceğinin, nasıl oturulup kalkılacağının belirlenmesi vs vs. Bu çerçeve doğal olarak bütün yaşam alanlarını kapsıyor. İnsanlar hayatlarının kısıtlanması anlamına gelebilecek bu tür yaklaşımlara şiddetle karşı çıkıyorlar. Bu şekilde yaşam tarzına müdahale korkusu kişileri ve kitleleri keskin bir pozisyon almaya yöneltiyor.

Ülkemizde bu ifadeyi sıkça duyuyoruz. Ancak son sıralarda küresel elitlerden de duymaya başlayınca fotoğrafı geniş açıdan yorumlama gereği doğuyor.

Pekiyi, küresel elitler bizim gibi ülkelere “yaşam tarzına müdahale etmeyin” uyarısını niçin yapar? Onca insan hakları ihlallerine cılız bir tepki gösterirken, yaşam tarzına müdahale olasılığı karşısında neden daha uyanık ve net bir duruş sergiler?

Bunu iyi anlayabilmek için mevcut yaşam tarzımızın neleri ifade ettiğini gelin birlikte çözümleyelim.

Bütün üretim, insanların tüketimlerine yönelik yapılır. İster imalat sektöründe olsun isterse de hizmet sektöründe bu durum değişmez. Son kullanıcı diğer bir ifade ile “tüketici” insandır. Dolayısıyla her şey insanın maddi ve manevi ihtiyaçlarının karşılanması için yapılır. Okumaya devam et

EKONOMİDE KAYIP BİR YÜZYIL: BANKACILIK İLE İLGİLİ ÜÇ TEORİ VE KESİN KANITLARI

Ekonomide Kayıp Bir Yüzyıl: Bankacılık ile ilgili üç teori ve kesin kanıtları

RAWerner_lecture

Richard A. Werner

http://dx.doi.org/10.1016/j.irfa.2015.08.014

(Bankacılık, Finans ve Sürdürülebilir Kalkınma Merkezi, Southampton İşletme Okulu, Southampton Üniversitesi, Birleşik Krallık)

 

(Tercüme/Translation: Mete Gündoğan, Yıldırım Beyazıt Üniversitesi, metegundogan@ybu.edu.tr)

 

ÖZET

Bankalar nasıl çalışır ve para arzı nereden gelir? Finans krizi, birçok araştırmacı tarafından boş yere ihmal edilen bu sorulara karşı, farkındalığı artırdı. Geçtiğimiz yüzyıl esnasında, üç bankacılık teorisi değişik zamanlarda revaçta oldu: (1) Hâlihazırda hakim olan finansal aracılık teorisi, diğer banka-dışı finansal aracı kurumlar gibi, bankaların mevduat toplayıp bunları borç olarak verdiğini söyler. (2) Daha eski olan kısmi rezerv teorisi, her müstakil bankanın para yaratma kabiliyeti olmayan bir finansal aracı olduğunu ancak bankacılık sisteminin birlikte bir bütün olarak, ‘çoklu mevduat geliştirme’ süreci ile (‘para çarpanı’) para yaratma gücüne sahip olduğunu ifade eder. (3) Yüz yıl önce baskın olan kredi yaratma teorisi ise, bankaları mevduat toplayıp bunları borç olarak veren aracı kurumlar olarak görmez. Her müstakil bankanın, müşterisine bir borç verdiğinde aslında yeni bir kredi ve para yarattığını savunur. Teoriler, politik sonuçlar açısından olduğu kadar, muhasebe uygulamaları açısından da farklılık gösterir. Hakim finansal aracılık teorisine göre bankalar, tıpkı diğer finansal aracı kurumlar gibi olduğu için, ekonomistlerin ya da merkez bankacılarının kullandığı ekonomik modellerde genellikle yer almaz. Dahası, bankaların finansal aracı olduğu teorisi, sermaye uygunluğu temelli banka düzenlemelerine gerekçe oluşturmaktadır. Eğer bu teori doğru değilse, şu andaki ekonomik modeller ve politika uygulamaları deneysel temellerden yoksun demektir. Bu sorunun önemine rağmen, bu üç teori ile ilgili olarak bu zamana kadar bilimsel dergilerde sadece bir tane uygulamalı test yapıldığı rapor edilmiştir. Şimdi bu makale, tüm diğer faktörlerin kontrol altına alındığı farklı bir metod ile ikinci bir uygulamalı testi takdim eder. Bunda, finansal aracılık ve kısmi rezerv teorileri bulgulara dayalı olarak reddedilmiştir. Bu sonuç, kriz sırasında Credit Suisse vakasında görüldüğü gibi, olası banka krizine mani olmak için oluşturulan banka düzenlemelerinde sermaye uygunluğu gerekçesine ilişkin şüpheler ortaya çıkarmaktadır. Bu sonuç aynı zamanda, gelişmekte olan ülkeleri yurt dışından borç almaya teşvik etmenin yanlış bir yönlendirmeden ibaret olduğunu da göstermektedir. Neden ekonomi mesleğinin, geçtiğimiz yüzyılın büyük bir çoğunluğunda para sistemi bilgisi konusunda herhangi bir ilerleme sağlayamadığı araştırılmalıdır. Tersine, kredi yaratma teorisinin yüzyıldan fazla bir zamandır tanımlayabildiği bir gerçekten, neden daha da uzaklaştığı düşünülmelidir. Mevcut çalışmada, bankasız akademik bir fikir birliğinin oluşturulmasında, ilgili tarafların ve çıkar çatışmasının rolü değerlendirildi. İleri araştırmalar için gerekli birçok alan belirtildi.

 

  1. GİRİŞ

Önde gelen ekonomistlerin, ekonomi teorilerinde bankacılığı gözardı etmeleri çok önemli ve pahalı bir zafiyet olarak tespit edilmiştir. Aynı şekilde, bankacılığa ait makroekonomik dönütler de finansal araştırmalarda göz ardı edilmiştir. Bu makale, bankaların rolü ve fonksiyonu ile ilgili uzunca bir süredir yapılan tartışmalara katkı sunmak için ele alınmıştır. Çünkü bu durum hem mali politikaları hem para politikalarını hem de devlet politikalarını etkilemektedir. Esas mesele şudur; bankalar borç verdiklerinde var olan mevduatları mı verirler yoksa yeni para mı yaratırlar?

Okumaya devam et